Minik Kara Bulut

May 15, 2009

9. Işın-Muhittin

Filed under: Uncategorized — anlamarama @ 8:38 am

Büyüdükçe çekilmez bir hal aldım. Ortaokula başladığımda, özellikle bluğ çağı denilen o korkunç döneme girmemle beraber, giydiklerimden, yediklerimden, okuduklarımdan, annemden, okuldan, odamdan, sokaktan nefret etmiyorsam, yazdıklarımdan, televizyonda izlediklerimden, müziklerde adı geçen aşklardan ve tabii ki beni sürekli bir şekle sokmaya çalışan öğretmenlerimden nefret ediyordum. Gelip geçici bir duyguydu aslında. Bir okul çıkışı İstiklal Caddesi’ni sekizinci kez dolaşıp on yedinci sefer aynı insanları gördüğüm anda geliyordu bu his. Sıkıntı, bunaltı, bıkkınlık. Yalnız olmak istemek, yalnız olunca yalnız olmamak istemek, kalabalık içine karışınca herhangi biri olmaktan endişe duymak… Rasyonel olmayan bu değişken duygu, genç kızlık dönemimde hepimize vurdu.
Farklı şekilllerde uyum sağladık. Ben yazı yazdım, birileri kendini içki, sigara ikilemine kaptırdı. Diğerleri daha da dibe battı. Önceleri benim yardım etmek için dünyaya gönderilmiş olduğum gibi hatalı bir duyguya kapılarak, herkesi dinlemek için çaba harcadım, sonrasında pek de o kadar sabırlı olmadığım ortaya çıktı. Onlar dertlerini anlatırken ben çoğunlukla ertesi gün kiminle buluşacağım, cuma vizyone girecek filmler, Fransızca ödevleri gibi konulara odaklanıyordum. Ama bunu o kadar sinsice yapmayı başarırdım ki onar dakikalık monologlar sonrasında söylediklerini anlamış gibi gülümseyerek, hepsinin büyümemizin bir parçası olduğunu, zor zamanlarımızı birbirimize destek olarak atlatacağımızı, kedisinin göbeğinde çıkan yaranın muhtemelen önemli bir şey olmadığını söylüyordum. Sorun anlattıklarının benim varoluşumla ya da hayatın anlamsızlığıyla bir ilgisi olmamasıydı. Onlar benim ailem değildi ve hiçbirinin derdinden sorumlu tutulamazdım.
Kitaplar her şeye bulduğum çözümdü. Bir de kalem. O sıralarda okuduklarım üzerine uzun notlar almak, beğendiğim yerlerin altını çizmek ve doğum günlerinde yazacağım kartlara okuduklarımı kopyalamak hastalığını yakalanmıştım. Birilerinin yazdıkları yıllardır aklımda geçen soruların kesin cevaplarına dönüşüyordu benim için. Camus’nün söylediklerinin noter onayına ihtiyacı yoktu. Bu yüzden yanıma son okuduğum kitapları almak ve kalem kutusunun bir metre uzağında olmak şartıyla her yere gidebilirdim.
Annem bu sıralarda yeni iş değiştirmiş Aktüel dergisine geçmişti. Her zamankinden daha uzun süreler çalışıyor ve benim bir sandalyede uyuyakalmam içini burkuyordu. Bu yüzden beni Işın’la Muhittin’in Kurtuluş’taki evine bırakmaya başladı. Öncesinde de sürekli değişken ruh halime güvenemediği için bu konuda onayımı aldı. Zaten Işın’la Muhittin’in ikizleri Arda ve Sinan yeni doğmuş, Muhittin reklam işlerinde ilerlemeye başlamış, Işın da ikiz oğlanlarla nasıl başa çıkacağını bilemez durumdaydı. Fazla işim, gidecek bir yerim, alkole merakım yoktu. Anneme zorluk çıkarmadım.
Yavaş yavaş öğrendim. Önce çocukların başının altına elini koyarak tutulması gerektiğini, ardından mamayı vermeden önce sıcaklık kontrolünden geçirilmesinin önemini, sonra da tabii ki alt değiştirme, gaz çıkarma, ateş ölçme gibi sıradan işlemleri. Işın küçük anne diye çağırırdı beni. O yorgun olduğu zamanlarda masayı kurmak, yemeklerin altını karıştırmak ve çamaşırları asmak hoşuma giderdi.
Kışın kaloriferin fazladan yandığı geceler, sabah uyandığında evdeki yumurtalı ekmek kokusu, cumartesi günleri annemin çalışmaması gibiydi onlarla olmak. Kutuluşta, caddeye bakan o evde kaldığım günlerde annemle olan kavgalarımız bile silinip gidiyordu. Üzerimde dört gündür aynı taytın olması, odamın kapısını sürekli kapalı tutmam, telefonda dört saat konuşmam, her öğlen portakal yemem birden anneme bile o kadar vahim davranış bozuklukları gibi görünmemeye başladı. O ev ikimizi dengeledi. Annem de bezelyeli pilavın yanında püreli rosto menüsününe geldiğinde huzur doldu.
Tek sorun ikizlerin çok çabuk büyümesiydi. Bir gün Arda 1 cm önde giderken, sonraki hafta Sinan ona 50 mm fark atıyordu. Bu denge kilolar, yaramazlıklar ve ağlamalar konusunda da çok değişmiyordu. Gece biri uyanıp çığlıklar atmaya başlasa, diğeri de bariton sesiyle ona eşlik ediyor, konser başlıyordu. Onlardan birini kucağıma alıp da susturabildiğimde dünyanın en önemli insanı sanıyordum kendimi.
Onlarla tatiller, haftasonları, geceler geçirdim ama yine hafızamda net kalan detaylar, üzüntülü anların, ayrılıkların, şu meşhur terkedilme duygusunun bende bıraktıkları. Belki beraber gittiğimiz düzinelerce park, açık havada dolaştığımız onlarca gün, Fame City maceraları, alışveriş turları var ama ben yine onların beni karşılarına alıp şu haberi verdikleri anı hatırlıyorum.
Sanırım söze annem başlamıştı.
” Hazalcığım, Işınla Muhittin bir uçağa binecek ve buradan biraz uzakta, ama çok da uzak olmayan başka bir şehre gidecek.”
” Peki ya İkizler? Onlar da mı gidecek?”
” Tabii ki bebeğim. Ben seni bırakır mıyım hiç, onlar da kendi oğullarını bırakmazlar elbette.”
” Ama ben onlara çok iyi bakardım.”
Bu sırada devreye Işın giriyor:
” Sen benim canımın içisin biliyorsun değil mi? İki tane oğlan doğurdum çünkü zaten bir kızım vardı Hazalım. “
Sonrasında bir de erkek görüşü duyuyoruz:
” Hem biz oraya gittiktan sonra annenle sen de geleceksiniz. Kış tatili için annen şimdiden biletleri aldı bile.”
Ve yeniden annem tüm sorumluluğu üstleniyor:
” Evet bebeğim. Düşünsene hiç gitmediğimiz bir yere gidiyoruz. Senle ben, bir macerada daha.”
O sırada tahmin edersiniz ki ağzımdan tek bir söz çıkıyor.
” Yine mi ailem dağılıyor?”
Ve benden 25 yaş yukarıda olan insan kalabalığı, bundan sonra söyleyecekleri hiçbir şeyin üzüntümü değiştirmeyeceğini anladı. Yemek, çatal bıçak seslerinin senfonisiyle sona erdi.
Işınla Muhittin, kedileri prensesi de bize emanet ederek, bir hafta sonra gittiler. Biz de dört ay sonra ziyaretimizi gerçekleştirdik. İki yıl bitiminde, Türkiye’ye dönmelerinin ardından herşey kötüye gitti. Onlar ayrıldı, prenses öldü. Işın’ın evi bir daha hiç yumurtalı ekmek kokmadı.

Advertisement

Leave a Comment »

No comments yet.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Theme: Rubric. Blog at WordPress.com.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.